|
Suşehri İlçesi eski bir yerleşim merkezidir.
İlçe tarihinin Bakır Çağına kadar indiği rivayet
edilmektedir. Ova kesiminde ,Kayadelen köyü
civarında (Kılıçkaya Baraj gölü altında
kalmıştır) Bakır Çağı özelliklerini gösteren
eşyalara rastlanmıştır. Akşar, Eskişar, Kale
köyleri ve Çataloluk beldesinde Roma, Bizans ve
Selçuklu dönemlerinden kalma kale kalıntıları
mevcuttur.
Büyükgüzel ve Küçükgüzel köylerinin (eski
yerleşim yerleri) Roma devrinde önemli merkezler
olduğu, rastlanılan tarihi kalıntılardan
anlaşılmaktadır. Küçükgüzel köyünde bulunan,
mermer aslan başı Sivas Müzesinde
sergilenmektedir. Ayrıca aynı köyde
bulunan önemli bir yapıya ait olduğu sanılan
bazı kalıntılar, Hükümet Konağı bahçesinde
muhafaza edilmektedir.
Şu anda Suşehri’ne bağlı bir köy olan Akşar’ın (Akşar-Abat)
bilhassa Ortaçağda önemli bir merkez olduğu ,
Suşehri ve civarının idari açıdan buraya bağlı
olduğu , Suşehri Ovasının “Akşar Ovası” olarak
anıldığı tarihi kaynaklardan anlaşılmaktadır.
Suşehri ve çevresinde meydana gelen tarihi
olaylardan başlıcaları şunlardır:
Kösedağ Savaşı (3 TEMMUZ 1243)
Suşehri Ovası ve Kösedağ, 1243 yılında Anadolu
Selçuklu devletinin yıkılmasına neden olan
Kösedağ Savaşına sahne olmuştur.
3 Temmuz 1243 (14 Muharrem 641) Cuma günü,
Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhusrev'
(1223-1246) in ordusu ile, Baycu Noyan'ın
komutasındaki Moğol ordusunun Kösedağ'daki
savaşı sonunda, Selçuklu ordusunun bozguna
uğraması yüzünden Anadolu kapıları Moğollara
açılmış, ülkede feryad ve zillet dönemi
başlamış, Kösedağ, genç, ihtiyar, herkesin
gönlüne bir dağ olarak yerleşmişti.
Moğolların Sivas yakınlarına 1232 yılında,
Curmağun komutasında yapmış oldukları akın,
Alaattin Keykubat'a şehirlerin etrafındaki
surları onartmış, Sivas kalesini de tamir
ettirtmişse de, Moğol tehlikesini
uzaklaştıramamıştı. I.Alâattin Keykubat 1237
yılında yediği bir av etinden zehirlenerek
ölünce, sağlığında küçük oğlu İzzettin Kılıç
Arslan'ı veliaht tayin etmiş ve beylerine bu
hususta and içirmişse de, tahta Gıyaseddin
Keyhusrev geçirilmiş, bu anda sadık kalan
emirlerin çekingen davranmaları yüzünden,
Sadettin Köpek bu işte etkili olmuştu.
Mücadeleci, muhteris bir bey olan Sadettin
iktidarı tamamen eline almış, aklen kifayetsiz,
ahlâken düşük, iradesiz ve zayıf bir şahsiyet
olan Sultan Gıyaseddin Keyhusrev, ülke
yönetimini Sadettin Köpek'e bırakmak zorunda
kalmıştı.1238 yılında Sadettin Köpek sarayda
alınan bir tertip ile öldürülmüş, ölümü, devleti
dirayetli bir şahsiyetten mahrum bırakmış olsa
bile, Moğol tehlikesini önleyemeyeceği de
düşünülmelidir. 1240 yılındaki geniş ölçüdeki
Türkmen ayaklanmalarının sebeplerinden olarak,
Selçuklu hükümdarlarının kavimdaşlarına önem
vermemesi ve gerek kendilerinin gerek devlet
adamlarının büyük bir kısmının israf içinde
yaşamalarıdır. Böyle bir ortamda, Moğol
kumandanı Baycu, Türkiye'yi istilâya girişerek
şöhret kazanmak ve askerî gücünü göstermek
istiyordu. 1242 yılında Erzurum'u zapt ve tahrib
eden Baycu Noyan, ertesi yıl daha büyük
kuvvetlerle batıya doğru ilerledi. Ordusunun
mevcudu otuz-kırk bin kişi kadardı ve bir
kısmını Gürcüler ve Ermeniler teşkil ediyordu.
Selçuklular tehlikenin vehametini anlayarak
iyice hazırlanmışlar, mükemmel silâhlarla,
Moğollarınkinden sayıca daha fazla (elli-altmış
bin) bir ordu meydana getirmişlerdi. Sultan II.
Gıyaseddin Keyhusrev, akıllı devlet adamlarının
sözüne bakmadı ve Moğol ordusunu Sivas'ta
beklemedi, Zara Suşehri arasında bulunan
Kösedağın kuzey eteğinde, Kelkit çayına yakın
bir düzlükte, dağa yaslanarak ordugâhını
kurmuştu. Ilk öncü çarpışmasından sonra yirmi
bin kişilik hassa kuvvetlerinin Moğollarca
çevrilip şehit edilmesinden sonra, geri kalan
kısmı, sultanın korkaklığı, aczi ve muktedir bir
kumandan olmaması yüzünden, bütün ağırlıklarını
bırakarak savaşmadan dağıldı. Selçuklu askerleri
sultanın kaçışından habersiz olarak tepeler
üzerinde gece yarısına kadar görevlerine devam
etmişler, sabahleyin ordugâha gelen askerler boş
çadırları görünce firar etmişler, Moğollar ise,
Türklerin sahte ricat ettiklerini düşünerek iki
gün ordugâha yaklaşamamışlar, daha sonra
Türklerin kaçtıklarını anlamışlardı. Böylece ilk
öncü çarpışmasından sonra hiç bir ciddî savaş ve
mukavemet gösterilmeden 3 temmuz 1243 (14
Muharrem 641) Cuma günü muharebe bitmiş, koca
Selçuklu ordusu elem verici bir mağlubiyete
uğramış, herkes canını kurtarmak endişesiyle
kaçmış ve ordu dağılmıştı. Bütün kaynakların
belirttiklerine göre Moğollar, Selçuklu
ordugâhında sayısız ganimetler elde etmişlerdi.
Sultan Gıyaseddin Keyhusrev, cahil ve bayağı
etrafı yerine akıllı devlet adamlarının fikrine
itibar etseydi Moğolların böyle ucuz bir zafer
kazanmaları mümkün olamazdı. Böyle utanç verici
ve sonucu pek ızdıraplı bir mağlubiyetin eşine
Türkiye tarihinde rast gelinmez. Selçuklu
İmparatorluğu temelinden sarsılmış, Anadolu
kapıları Moğollara açılmış, inhitat, feryat ve
zillet devri başlamıştı. Bu yenilgi sonunda
Moğol ordusu Sivas'ı üç gün yağmalamış, Sivas
kadısının mahareti ile halka dokunulmamış,
kayseri ise yağmalanmış ve halkı kılıçtan
geçirilmişti.
KÖSEDAĞ VE KÖSE SÜLEYMAN ZİYARETİ
Sivas'ın 80 km. kadar doğusunda, Suşehri
ovasında sıralanan dağlar içinde diğerlerinden
sıyrılan Kösedağ, koynundaki efsaneleri ile bu
savaşın hatıralarını taşımaktadır. 2812 m.
yükseklikteki Kösedağ'ın zirvesinde Köse
Süleyman Ziyareti bulunmaktadır. Yöre halkının
inanışına göre şehid düşen Köse Süleyman bir
Selçuklu komutanıdır. Tarihî belgelerde böyle
bir isme rastlanılmamakla beraber,
Danişmendliler döneminde veya ondan önce, şehit
olan bir askere ait olması da muhtemeldir. Köse
Süleyman Ziyareti, buraya gelen ziyaretçiler
tarafından taşlarla yapılmış kabir, ve
namazgâhtan müteşekkildir. Köse Süleyman'ın
kabri, taşlarla yapılmış, 340-130 cm.
boyutlarında, 50 cm. yüksekliktedir. Bu yığma
taşlardan oluşan mezarı, bir metre uzağından
yığma taşlarla yapılmış bir duvar kuşatır. Bu
arada ziyaretçiler mezarın etrafını dolaşırlar,
duvarın bir bölümü ziyaretçilerin mezar
çevresinde dolaşmaları için açık bırakılmıştır.
Kabrin 15 m. kadar uzağında, çevresi yığma
taşlarla 50 cm. yükseklikte olan namazgâh yer
alır. Suşehri, Zara, Koyulhisar ilçeleri, Sivas,
İstanbul, Ankara, İzmir gibi illerimizden gelen
ziyaretçiler, Kösedağ Savaşı'nın yıldönümüne
rastlayan Temmuz ayının (r-ûmî takvimle ilk
Cumartesi) milâdi takvimle üçüncü Cumartesi günü
Kösedağ'a çıkarlar Hiç kimseye herhangi bir
çağrı yapılmaz, yurt dışından gelen ziyaretçiler
bile bulunmaktadır. Ziyaretçiler iki ayrı
yaylada konaklarlar. Bunlardan biri zirveye göre
doğu yönündeki Sakaröküz Yaylası, diğeri ise
kuzeybatıda bulunan Çataloluk Yaylasıdır. Her
iki yaylada da soğuk kaynaklar bulunur. Son
yıllarda, yayla yollarının düzeltilmesiyle,
motorlu vasıtalarla ulaşım imkânı doğduğundan,
ziyaretçi sayısında artış olmuştur. (Resim – 4)
Resim-4
Ziyaretçiler, şafakla birlikte yola çıkar ve
hangi yaylada konaklayacaklarsa orada,
getirdikleri kurbanları keserler. Adak olarak
kesilen bu kurbanlar, bir sene veya daha önce
Kösedağ ziyareti sırasında adanmış olanlardır ve
her sene altmış kadar kurban burada
kesilmektedir. Bu sayı yüze de çıkar. Kesilen
kurbanların pişirilmesi için kazanlar
hazırlanır, yaylada, tatlı bir telâg içerisinde,
rengârenk giysileriyle kadın, kız ve çocuklar
koşuştururlar. Pişirilen etli bulgur pilâvının
yanı sıra, yaylanın buz gibi soğuk suyundan
ayran yapılır. Öbek öbek, yer sofralarında
evliyâ pilâvı iştahla yenir. Şifalı olduğuna
inanılan pilavdan, oraya gelemeyen çok yaşlı ve
hastalara götürülmek üzere ayrılır.
Öğle namazı cemaatle kılındıktan sonra, Kösedağ
şehitlerinin ruhu için Kur'an-ı Kerim ve mevlid
okunur. Türbeyi ziyaret sabahın erken
saatlerinden başlar, dönüş vaktine kadar sürer.
Türbe dağın tam zirvesinde olduğundan, yemek
yenilen yerden zorlu bir tırmanışla bir saate
yakın zamanda çıkılabilmektedir. Bu tırmanışta,
bebeği kucağında anneler, genç, yaşlı, ak
sakallı ihtiyarlar ve koltuk değneği ile
yürümeye çalışan sakatlar, zirveye geldiklerinde
Köse Süleyman'ın türbesi etrafında üç veya yedi
defa dönerek fatiha okurlar. O yıl içinde
olmasını istedikleri dileklerini diler,
adaklarını adarlar. Bazı ziyaretçiler veya
hastalar, türbe duvarına yaslanarak uyumaya
çalışırlar. Rüyalar, dileklerle ilgili olarak
yorumlanır. Başı ağrıyanların da uyuma sonucu
baş ağrılarından kurtulduklarına inanılır.
Çocuğu yaşamayan anneler, bu çocuklarını türbe
çevresinde dolaştırırlar. Kabri sulayanlar,
toprağını diline sürenler de görülür Dilek
dileyen ve adaklarım adayan insanlar için Köse
Süleyman, vatan bekçisi bir asker olduğu gibi
insanımızın zor günlerinde, bir umut kapısı olan
ermiş kişidir, evliyâdır. Erkek ziyaretçiler,
türbenin güneybatısında bulunan namazgâhta
nafile namazı kılarlar. Türbeye çıkarken
ziyaretçilerin yaptığı bir iş de "asker
dikmek’tir. Dağın yamaçlarındaki uzun taşların
arkasına bir başka taşı destek vererek dikilen
bu taşlar asker olarak adlandırılmaktadır.
Ayrıca taşları üst üste örerek kule şekli de
verilmektedir. "Benim yerime asker ol" denilerek
bu şekilde taş dikilmesinin, düşmanlara karşı
"Benim yerime de savaş" anlamına geldiği ifade
edilmekte ve niçin dikildiği konusundaki soruya
"Atalarımızdan böyle gördük" cevabı
alınmaktadır.
Kösedağ savaşının hatıralarını taşıyan bu
yörede, çobanların ok ucu, kalkan parçası örgülü
zırh demirleri buldukları halk tarafından
görülmüştür. Savaşın yapıldığı Gemin Beli ve
Gemin Deresinde, bir yol yapımı çalışmaları
sırasında bulunan demir örme iki zırh da Sivas
Müzesi'nde bulunmaktadır. Savaşın hatıralarını
taşıyan bir husus da Kösedağ'm zirvesinden, Aksu
köyüne doğru akan suyun adının Harp Deresi
olmasıdır.
Köse Süleyman'la ilgili inançlar ve onun manevî
boyutu sebebiyle ,memleketin gaileleri ile
Kösedağ'ın dumanlanan başı arasında ilgi
kurulmuş, Birinci Dünya Savaşı'nda, Rusların
Çardaklı'ya gelmeleri sırasında, zirveden top
seslerinin geldiği, Kore Savaşı ve Kıbrıs Barış
Harekâtı dönemlerinde de, akşamları dağdan
ışıkların saçıldığı, seslerin geldiği
anlatılmıştır. Hattâ kutsallığına inanmayanların
felâketlerle karşılaştıkları söylenerek,
zirveden aşağıya düşerek parçalanan bir kimse
ile keçileri kaybolan bir başkası bu vesile ile
anlatılmaktadır. Çevredeki Türkmen köyleri, Köse
Süleyman'a Köse Baba demekte ve aynı gün
birlikte gidilerek kurbanlarını kesmekte,
ziyaretlerini yapmaktadırlar.
Köse Süleyman'ın kabrinin 5 m. uzağında
kadınların dua okuduğu Allı Gelin adı verilen
taş ve 5-6 km. kadar uzaklıkta, iki ayrı yerde,
Osman Gazi ve Hacı Ahmet Evliyaları vardır.
Mevlana’nın Suşehri’ne Gelişi
Tarihi kaynaklar, Mevlana’nın babası ile
birlikte Erzincan’dan Suşehri’ne geldiklerini,
Erzincan Emiri Fahrettin Behramşah tarafından
kendilerine Suşehri Akşar köyünde bir medrese
yaptırıldığı, bazı kaynaklara göre Mevlana’nın
bu medresede 2 ya da 4 yıl kalıp, orada ders
verdiği rivayet edilmektedir.
OSMANLILAR DÖNEMİNDEKİ TARİHİ OLAYLAR
Suşehri'nin kurulduğu Kelkit Vadisi, Anadolu'nun
doğuya açılan kapılarından biridir. Bu tarihi
yolun Osmanlı padişahları tarafından doğu
seferlerine çıkışlarında kullanıldığı
bilinmektedir. Fatih Sultan Mehmet'in Otlukbeli,
Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran, lV. Murad'ın
Bağdat Seferi sırasında Suşehri'nden geçtikleri
tarihleriyle sabittir.Osmanlı Rus harbinde
ordumuzun doğuda yenilgiye uğraması, doğu
illerimizin düşman işgaline uğraması üzerine,
Suşehri ve çevresi adeta göç yolu haline gelmiş,
bu yolu izleyen binlerce insan Anadolu içlerine
göç etmiştir. Bu yıllarda 3. Ordu Karargahı
Suşehri’ne taşınmıştır.
Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Döneminde Suşehri
Büyük Önder Mustafa Kemal, Erzurum Kongresi’ne
giderken 28 Haziran 1919 günü Suşehri'ne
uğramış, Mehmet Ali Efendi Konağında
ağırlanmıştır. Bu misafirlik sırasında Suşehri
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Şubesi Kurulmuş;
başkanlığa Mehmet Ali Efendi getirilmiştir.
Ayrıca Çeçenzade İsmail Hakkı Bey'in Suşehri'ni
Erzurum Kongresinde delege olarak temsil etmesi
kararlaştırılmıştır. İsmail Hakkı Bey Suşehri
Delegesi olarak Erzurum Kongresine
katılmıştır. Atatürk, Erzurum Kongresi dönüşünde
İlçemize tekrar uğramıştır. Büyük Önderin
ilçemizden geçtikleri bu gün (1 Eylül )
Suşehri'nin mahalli günü olarak kabul edilmiş
olup her yıl törenlerle kutlanmaktadır.
Cumhuriyetin ilanından sonra Atatürk yaptığı
Doğu Anadolu gezisi sırasında (Eylül 1924)
beraberinde Latife Hanım ve kalabalık bir
heyetle Suşehri'ne uğramış , Kurtuluş Savaşı
anılarını tazelemek niyetiyle Mehmet Ali
Efendi'nin Konağına misafir olmuştur.
|